/iı/ a. kulak; kulak verme, dikkat (etme); başak be all ears kulak kesilmek, dikkatle dinlemek be up to one's ears in debt gırtlağına kadar borca girmek be up to one's ears in work başını kaşıyacak vakti olmamak by ear kulaktan, kulak yoluyla, notasız come to one's ears kulağına çalınmak crash about one's ears dünya başına yıkılmak ear microphone kulak mikrofonu ear plug kulak tıkacı ear plug kulak tıkacı external ear dışkulak fall on deaf ears ciddiye alınmamak, önemsenmemek go in at one ear and out at the other bir kulağından girip öbüründen çıkmak grate on sb's ears kulağını tırmalamak have nothing between one's ears ağzı açık ayran budalası olmamak have/keep one's ear to the ground kulak kesilmek inner ear içkulak lend/give an ear to kulak vermek middle ear ortakulak play sth by ear notasız çalmak; olayların seyrine göre hareket etmek prick up one's ears kulak kabartmak set people by the ears aralarına kara kedi sokmak turn a deaf ear to kulak asmamak